Betül Yasemin Keskin / Milliyet.com.tr – Bilimsel anlamda kabul gören her bilginin ardında uzun soluklu araştırmalar, titiz incelemeler ve yıllara yayılan deneyimler yatar. Tarih, hem başarıyla sonuçlanmış hem de başarısız olmuş sayısız deneyim hikâyesiyle dolu. Bu hikâyelerden biri de sindirim sistemi fizyolojisine büyük katkılarda bulunan Dr. William Beaumont’a ait.
Tıp eğitimi almadan doktor unvanı kazanan Beaumont, 1800’lü yıllarda yaptığı sıra dışı çalışmalarla tıp tarihine adını yazdırdı. Onun bilimsel yolculuğu, tesadüfen karşılaştığı bir hasta sayesinde başladı. Bu hastayı incelemek amacıyla, yıllarca yanında tutmuş, hatta ona para ödeyerek adeta bir canlı denek gibi kullanmıştı. Beaumont’un deneyleri, bilimsel açıdan çığır açıcı olsa da, etik boyutları hâlâ tartışma konusu. Yöntemleri dönemin ötesindeydi ancak aynı zamanda insanlık sınırlarını da zorluyordu. Dr. William Beaumont’un akıllara durgunluk veren hikâyesi, bilimin ilerlemesi uğruna ne kadar ileri gidilebileceğini sorgulatan örneklerden biriydi. İşte uzun yıllardır yaptığı bu deneylerin etikliği tartışılan Dr. William Beaumont’un akıllara durgunluk veren hikâyesi ve deneyleri.

Dr. William Beaumont ve Alexis St. Martin
USTA-ÇIRAK İLİŞKİSİ İLE CERRAH OLDU
Dr. William Beaumont 1810’lu yıllarda çalışmalar yapan dönemin ünlü bir doktoruydu. Kendisi doktor olmak için tıp fakültesi bitirmenin gerekli olmadığını düşünen ancak usta bir hekim olan Dr. Truman Powell’dan usta-çırak ilişkisi sonunda doktor unvanı almaya hak kazanmıştı. Dr. William Beaumont durağanlıktan hoşlanmıyordu, hareketli bir yaşam isteyen Beaumont edindiği bilgileri paylaşabileceği bir yerde çalışmak istiyordu. Nitekim o yıllarda ABD ile İngilizler arasında geçen 1812 Savaşı’nda orduda cerrahi asistanı olarak görev yapmaya gönüllü olmuştu. Savaş bitince New York’a yerleşip kendi muayenehanesini açan Dr. Beaumont, orada hasta bakmaya başlamıştı. Ancak her gün aynı işi yapıyor gibi hissetmeye başlamış ve hayatına yeni bir hareketlilik istiyordu. Bu kez de 1820’de tekrar orduya katılmış ve oradaki çalışmalarından sonra da ‘cerrah’ unvanı almaya hak kazanmıştı.
1822 yılında Michigan bölgesine ait Mackinac Adası’ndaki bir askeri karakolda doktorluk yaptığı sıralarda okuma yazma bilmeyen, Fransızca konuşan sözleşmeli bir Kanadalı kürk avcısı olan Alexis St. Martin, 6 Haziran’da bir kaza kurşunu ile yakın mesafeden vuruldu. Bu talihsiz adam kaburgasından ve midesinden yaralandı. Savaş döneminden ateşli silah yaralanmaları üzerine büyük tecrübeler kazanan Dr. Beaumont, yarayı tedavi edebileceğini biliyordu. Ancak Alexis St. Martin’in iyileşeceğine dair pek de ümidi yoktu. Yarası dönemin teknolojik özelliklerine göre tamamen iyileştirilebilecek güçte değildi. Nitekim öyle de oldu karnındaki yara tam olarak iyileşmedi ve midesinden dışarı uzanan bir fistül (sindirim sisteminde bulunan mide sıvılarının mideden veya bağırsaklardan sızmasına neden olan anormal bir açıklık) oluştu.

Alexis St. Martin’in yarası ve Dr. William Beaumont’un notları
PARA KARŞILIĞI DENEK OLMASINI İSTEDİ
Alexis St. Martin bir kürk avcısıydı ve o yıllarda bu gibi meslekleri yapabilmek için sağlıklı olmak gerekiyordu. Ancak Martin’in yaşadığı sağlık sorunu işine dönmesine engel olmuştu ve Martin ne yapacağını bilmiyordu. Dr. William Beaumont onun bu halini görünce Martin’e yanında çalışabileceğini söyledi ve genç adam bu iş teklifini kabul etti. Ancak işler garip bir noktaya gitti ve Dr. William Beaumont kısa bir zaman sonra St. Martin üzerinde deneyler yapmaya başladı. St. Martin’in her gün her öğününü kayıt altına almaya başladı. Bir ipin ucuna taktığı besinleri adamcağızın dışarıya çıkan fistülünden içeri sallandırıyor ve birkaç saat sonra çıkararak ne kadar sindirildiklerini test ediyordu. Ardından şişelere fistülden mide sıvısı topladı, içlerine çeşitli besinler atarak sindirimin ne kadar süreceğini değerlendirdi. Kavanozdaki mide sıvısının vücut ısısından etkilenip etkilenmediğini görmek için, St. Martin’in kavanozları koltuk altlarında tutmasını istedi.
Günler bu şekilde uzayıp gitti. Martin hayatının tüm iplerini Dr. William Beaumont’a vermişti. Martin yalnızca çalışmak için kaldığı bu yerde bir deneğe dönüştüğünü görünce bu duruma bir son vererek ülkesine geri göndü. Ancak Dr. William Beaumont Martin’in gitmesinin ardından çalışmalarına devam edemeyince ona mektuplar yazdı ve geri gelmesini istedi sonunda ona belli bir miktar ödenek teklif etti ve bu şekilde yeniden denek olmasını istedi. Martin, doktorun ısrarı ve teklifi üzerine geri geldi ve bu kez aralarındaki anlaşmayı yazılı bir şekilde kayıt altına aldılar.
Bu anlaşmanın ardından yıllar geçti ve Dr. William Beaumont, Alexis St. Martin üzerinde çalışmaya devam etti. Sıcaklığın, egzersizin ve hatta duyguların sindirim süreci üzerindeki etkilerine kadar uzanan bir dizi deney daha yaptı ve sonunda Dr. William Beaumont, 1838’de ‘Gastrik Salgı ve Sindirim Fizyolojisine İlişkin Deneyler ve Gözlemler’ üzerine olan tezini yayınladı. Dr. Beaumont’un deneyleri bilimsel çalışma şartlarının çoğunu sağlamamıştı ancak genel hatlarıyla doğruydu. Tezini yayınladıktan sonra fistülü de hiçbir şekilde iyileşmeyen Martin ve doktorun yolları ayrıldı. Dr. William Beaumont’tan geriye ise bir sürü cevaplanmamış soru kaldı. Beaumont’un Alexis St. Martin’i yıllarca para karşılığında bir denek olarak kullanması doğru muydu? Her ne kadar tıp bitirmemiş de olsa bir hekim olarak bilinen Beaumont’un araştırma sürecindeki adımları etik miydi? Biz de konuyu al anında uzman bir hekim olan Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Vedat Göral’a sorduk.

Dr. William Beaumont’un notları
‘BU YÖNTEM FİSTÜLÜN TEDAVİSİNE ENGEL OLUR’
Bir hekim olarak Dr. William Beaumont’un bu çalışmasını bilimsel açıdan yorumlayan Prof. Dr. Vedat Göral, “Fistülden deney yapması bilimsel bir yaklaşımdır. Midede gıdaların sindirimi için, midede hepimizde asit vardır. Bunun, ne kadar etkili olduğunu ve sindirimdeki rolünü düşünmüştür” diyerek açıklamasına başladı. Mide asidinin besinlerin parçalanması için gerekli olan çok etkili bir madde olduğunu ileten Prof. Dr. Göral o güne kadar midenin sindirimdeki ana görevinin mekanik bir öğütücü rolü oynamak olduğu düşünülürken, mide sıvısının kendi başına sindirime büyük etki sağladığını ispatlaması, kimyasal sürecin de anlaşılmasının sağlandığının altını çizdi.
Prof. Dr. Vedat Göral, “Çünkü, mide ürettiği asit nedeni ile, sindirimdeki ilk önemli organdır. İyi bir sindirim olabilmesi için, mide asidi çok önemli bir role sahiptir. Mide asidinin sindirimdeki rolünün saptanması, günümüzde midede ülseri, reflü hastalığı ve gastritin daha iyi anlaşılmasına, takiplerinin daha iyi yapılmasına ve modern tedaviye ışık tutması açından son derece faydalıdır. Midede asit ile ilişkili hastalıkların günümüzde daha iyi anlaşılması, özellikle reflü hastalığında, hastaların şifa bulmasına neden olmuştur” dedi. Dr. Beaumont’un fistülden devamlı olarak deney ipliği ve gıda yollamasının, fistülün tedavisine engel olacağını ileten Prof. Dr. Göral “Fistülün açık kalmasına ve iyileşmesine engel olur.Bu işlemi para karşılığı kabul etmesi de, deney yapılan kişinin, maddi durumunun iyi olmadığını, para için bu eziyete katlandığını düşündürmektedir“ ifadelerini kullandı.
Dr. William Beaumont’un deneyleri profesyonel bir düzlemde yapmamasını tıbbi etik açısından değerlendiren Prof. Dr. Göral görüşlerini şu cümlelerle açıkladı:
“Beaumont’un keşifleri yaklaşık 200 yıl sonra bile önemini korusa da, deneylerini yürütme biçimi tıbbi etik açısından sıklıkla eleştiriliyor. Yani, Beaumont’un hastasını mide fistülüyle (Gastrokutanöz Fistül) bırakmak yerine neden St. Martin’in yarasını cerrahi olarak kapatmaya çalışmadığı varsayım ve spekülasyona tabidir. Bu tıbbi olayın günümüzde, suç olarak kabul edilir ve ölüme sebebiyet verir. Beaumont’un tıbbi deneylerini yürütmek uğruna açıklığı, kasıtlı olarak açıkta bıraktığı öne sürülmüştür. Eğer doğruysa, bu riskli karar St. Martin’i gereksiz yere ömür boyu rahatsızlığa maruz bırakmıştır. 2.5 cm’lik fistül açık bırakılması, enfeksiyona ve ölüme kadar gidebilir.”
‘KİŞİNİN YAŞAM KALİTESİ TAMAMEN BOZULUR’
Kronik fistülün vakalarda, fistülden sürekli iltihabi akıntıya, fistül bölgesinde mantar oluşumu, kötü görünüm ve kötü kokulara neden olduğunun altını çizen Prof. Dr. Göral, “Kişinin yaşam kalitesini bozar. Mide içeriğinin veya sıvısının deriden dışarı sızmasına, cilt tahrişi, kızarıklık ve enfeksiyona, ateş ve halsizlik (enfeksiyon varsa), beslenme yetersizliği ve kilo kaybına ve hatta ölüme sebebiyet vermektir. Zamanla kişi iş yapamaz hale gelir, psikolojik olarak depresyona, yemek yememeye, karında ağrı ve bunalıma giden olaylar gelişir. Fistülden akıntı ve kötü koku nedeni ile, etrafındaki kişiler de kendisinden uzaklaşır, sosyal sıkıntılara ve sosyal yalnızlığa düşer. Ölüm korkuları gelişir“ diyerek açıklamalarını sonlandırdı.